Kaplumbağa Terbiyecisi: Renk ve Türk Değerleri Işığında Sembolizm





Çok meşhur bir sanat eserini farklı bir şekilde yorumlayarak "Babaannenin Avizesi" romanımda siyasi alegori yapmak istediğimde iki uyarı aldım. Kendini gülünç duruma sokabilirsin, uzak dur; uyarısı dostaneydi. Bu eserin sahibi Koç ailesidir, uyarısı ilginçti. Bir an için kendimi Da Vinci Şifresi'nin alaturkasını yazacakmışım gibi hissettim... Bu yazımda öncelikle Osman Hamdi Bey'in en meşhur tablosunu renk ve Türk değerlerine göre yorumlamak istiyorum.

Romanımda betimlediğim hazin tablodur. Adı, 1906 yılında sergilendiğinde "Kaplumbağalı Adam" iken, ressamın ölümünden sonra Osmanlı sanat çevrelerinde "Kaplumbağa Mürebbisi" olup, 1908'lerde Jön Türk hareketinin temsilidir sanki, günümüzde "Kaplumbağa Terbiyecisi" diye bilinir. Sözcükler kudretlidir. Bir yazar olarak isimlendirmenin önemini yakinen öğrenmiş bulunuyorum. Romanımın adını anneme söylediğimde kendini tutamayarak gülmüştü. Değiştireceğim, inşallah! Her neyse. Sözcükler kudretlidir. Şöyle ki:

Tasavvufta müritleri insan-ı kamil olma yolunda eğiten ve onlara yol gösteren kişilere mürebbi denir. "Kaplumbağa Mürebbisi" dediğimizde tabloyu yorumlama alanımız daralır, işin içine bir yönlendirme girer. Ya "Kaplumbağa Terbiyecisi" olunca? Benim aklıma son derece olumsuz bir çağrışımla sirk gelir. Tabloyu her kim yorumlamak isterse karşısında "Terbiyeci" duvarını bulacaktır. Günümüzde sanat eleştirmenleri tarafından bu tablo; sanatçının, geri kalmış bir toplumu uygarlaştırmaya çalışan yorgun bir aydının duruşunu anlattığı şeklinde yorumlanmıştır.

Ressamın renk tercihleri başka konuşur! Renk, resim sanatında önemlidir. Çizim, genellikle temel öncelik kabul edilirken, renk, duygunun ve atmosfer yaratmanın odağındadır. Şekil kadar rengin bize söyleyecekleri vardır. Lakin bu tabloda Osman Hamdi Bey fazlasını yaparak renkleri öyle seçmiştir ki, yer yer gerçekçi tasvirden uzaklaşmıştır. Bu, sembolizm kuşkusunu doğurur.

İhtiyar adamdan başlayalım. Üzerinde dervişe ait nesneler görürüz. Lakin kıyafeti dervişlere özgü değildir. Sadelikten ve beyazden uzak, capcanlı bir kırmızıdır. Al bayrak. Türk bayrağı kırmızısı. Vuslatın rengi de olabilir. Gelelim ihtiyarın başına. Baş mühimdir. Aklı ihtiva eder. Başımıza ne koyup koymadığımız önemlidir. Kimliktir. Lakin ihtiyarın başında iki obje üst üstedir. Biri geleneksel derviş başlığıdır. Onun üzerine bir yemeni sarılıdır. Üstelik renkler fıstık yeşili ve pembedir! Köylü kızı. Çocuksuluk. Özetle, derviş gerçekçi bir şekilde betimlenmemiştir. Semboldür. Garpçı bir aydını mı temsil ediyordur? Garp, bu ihtiyarın neresindedir? Mavi Yahudiliğin, kırmızı Hristiyanlığın, yeşil Müslümanlığın rengidir, desek? Olabilir. Fakat al bayrak da olabilir. Hangisini seçmeli? Daha fazla ipucuna ihtiyaç vardır.

Gelelim kaplumbağlara. Görünüşte gerçekçi çizilmişlerdir. Lakin yerde yeşillik vardır. Kaplumbağalar yemeyip üstünden geçiyorlar. Sembol olsalar gerek. Çünkü gerçek kaplumbağalar yeşillik sever. Eğer Osmanlı halkını temsil ediyorlarsa yeşillikte bir iki ısırık izinin bulunması gerekmez mi? Yeşil, İslam'ın rengidir. Müslüman dinini sever. Oysa yeşil, dediğim gibi, yerdedir ve hayvanlar yemiyordur. Keza kaplumbağalar beşken daha sonra kopyası yapılan tabloda nedense altıdır.

Gelelim ihtiyarın mesleğine. Veya temsili görevine. Tablonun ilham kaynağı olarak Japon kaplumbağa terbiyecilerine dair bir yazı gösterilir. Bu kadar uzağa gitmeye gerek var mıdır? Türk dünyasında anlatılan efsaneler içerisinde "İnsanın kaplumbağaya dönüşmesi" motifinin yer aldığı metinler mevcuttur. Bu efsanelerin büyük bir kısmında, kaplumbağanın önceleri insan olduğu, ama daha sonra ya Tanrının bir cezası olarak ya kendi duasıyla ya da Hz. Hızır veya başkasının bedduasıyla kaplumbağaya dönüştüğü anlatılmaktadır. Osman Hamdi Bey, bir arkeolog ve müzeci olarak, bu efsaneleri bilmez mi? Bilirse ilham almaz mı?

Tablo, bir sanat eserine yakışır şekilde düşündürür. Her şey olasıdır. Biri kesin değildir. Gelelim ihtiyarın yüzüne. Anahtar semboldür. Çünkü ressam kendi yüzünü resmetmiştir. Ama neden? Denilir ki, kendine işaret etmek için. Kabul. En ufak bir itirazım yoktur. Lakin Osman Hamdi Bey; tahsil, bilgi ve aydınlıktan mı ibarettir? Değildir. Örneğin adında "Osman" vardır. Kendi yüzünü çiziyordur, çünkü adına, yani Osmanlı'ya işaret edecek. Olamaz mı? Olur. Özgün ve şahanedir!

Kaplumbağaların üzerinden devam edelim. Şart değildir. Lakin "Osman"ın ayaklarına dolananları daha iyi anlayabilmek için gereklidir. Kül Tigin'le Bilge Kağan'ın yazıtları, kağan oldukları için, taştan bir kaplumbağa figürü üzerine dikilidir! Kaplumbağa hükümdarın işaretidir. Vilhelm Thomsen Orhon yazıtlarını Danimarka Bilimler Akademisinin 15 Aralık 1983 tarihli toplantısında bilim dünyasına etraflıca açıklamıştır. Osman Hamdi Bey'in mutlaka haberi olmuştur diye inanıyorum.

Şimdi sembollerin üstüne ihtiyar adamın beden dilini ekleyelim. Kaplumbağalar kimdir? İhtiyar adam kimdir? Osmanlı devleti mi, halkı mı, yoksa bizzat padişah mı?

tıkla, daha çok ipucu oku 

Hazır renkler üzerinden yorum yaparken Osman Hamdi Bey'in bir başka meşhur tablosunu yorumlamak istiyorum. "Mihrap", bir hayli tartışmalıdır. Aşağıdaki linkte etraflıca bilgi bulabilirsiniz. Tablo hakkında bilginiz yoksa lütfen okuyun, belki yazımın devamını okumak istemeyebilirsiniz!

Gizemini hala koruyan kayıp tablo: Osman Hamdi Bey'in "MİHRAP"ı  

Şimdi çok önemli: Tablodaki kadının yüzünü iyice büyütün, ama ekranı kaplayacak kadar! Kadının gözlerinin altında koyu gölgeler var! Ancak resim büyütülünce dikkat çekiyor. 

Bu nasıl bir ışık kaynağıdır? Kadının göğsüne güneş vurmuş gibi beyaza ve aydınlığa rağmen yüzüne ve ellerine ışık vurmaz. Hatta yüz, griyimsidir. Eller, büsbütün nahoş bir renktedir. Bakışlar, donuk. Kadın gözlerini sabitlemiş, boş bakıyordur! Ağlamak üzere olduğu ve kendini güçlükle tuttuğu için mi? Yoksa ağladı, ağladı; geriye hüzün mü kaldı? Mutlu bir kadının gözleri değildir. Mutlu bir kadının gözleri başka bakar.

Nahoş renkteki elleriyle rahleye nasıl yapıştığını fark ettiniz mi? Zafer kazanmış biri öyle oturmaz. Ellerin ve parmakların rahat olması gerekirdi. Üstelik sopa yutmuş gibi oturuyor. Yoksa zorla mı oturtuldu? Belki kitapları yere atan kendisi değildir? Ne var ki susuyor. Ne gülümsüyor, ne dudak büküyor. Osman Hamdi Bey'in tabloya verdiği isim de bilinmemektedir. Sarı ipekten entari, sanatçının tablolarındaki kadın figürlerinde sıkça karşımıza çıkar. Dönemin modasını ve lüksünü yansıtır. Türk ve İslam Eserleri Müzesi gibi koleksiyonlarda benzerleri bulunan geleneksel bir unsurdur.

Renklere, gölgelere kim dikkat edecek? Kitapların hali öyle bir üzüntüye veya sevince boğar ki kimse dikkat etmez. Kitabı yerde görmeye dayanamayanlar için resim katlanılmazdır, sıra, ellere ve gözlere gelmez. Kutsal kitapları yerde görmekten haz duyanlar içinse tablodaki kadın sadece ayrıntıdır, gözlerine ve ellerine dikkat etmeksizin "yüceltilmesine" alkış tutarlar.

Osman Hamdi Bey'in düşüncelerini bilmemek ne büyük bir kayıp...

Gonca Güleş 

goncagules.blogspot.com 

Popüler