1911 Uluslararası Endüstri Fuarı’nda görülmemiş skandal!
Bahçe içinde Jön Türk üslubunda; pastel rengi, iki katlı, biraz oryantalist biraz barok, kemerleri Mağrip-Endülüs, Tudor pencereleri Gotik, giriş cephesi Yeşil Camii benzeri mihrap nişleriyle süslenmiş, ikişer kare ve ikişer dikdörtgen teraslarla çatısı -kuş bakışıyla- kalınca bir haç şeklindeki köşk terke hazırdı. Su ve elektrik kesikti. Jüri Büyük Ödülü’ne layık görülen Hereke halıları arabaya yüklenmişti. Duvarları kaplayan ipek ve çinilerle uğraşmayıp, öylece bırakılacaktı. Biri başını kaldırdı da onu fark etti. Ve “Elektrik” ana teması altında sergilenen “Sanatla endüstri arasında köprü kuran dekoratif” eseri hiç üşenmeden tavandan söktü, zayi olmaktan kurtardı. Satarım, diye düşündü.
Üç kolu üç hilaldi. Çeşm-i Bülbül gibi semazenlerin sağa eğik dönüşüne benzer helezonlar şeklinde üflenmiş kollar, ikişer ikişer birbirini çaprazlayarak tepede birleşip, aşağıda birer çanak taşıyordu. Çanaklar da kristal camdı; parmağınızın ucuyla bir fiske vursanız uzun uzun çınlar, öyle kalın ki, evladiyelik. Kıvrım kıvrım üflenmişlerdi, kıvrımlar parmağa benzer. Avize, kollarını kaldırmış, avuçlarını göğe doğru açar gibi. Tunç aksam sade ve işlevseldi. Avize son teknoloji elektrikle çalışıyordu.
Haftalar sonra Halil Bey Üsküp'ün ileri gelenlerinden Burhan Paşa'yla kahve içerken keyifsizdi. Devlet-i Aliyye Trablusgarp Harbi’ne komutansız, askersiz, valisiz yakalandığından beri gülecek hâli yoktu. Söylendiğine göre Vali İtalya'nın şikâyeti ve ricası üzerine savaştan hemen önce görevinden alınmıştı. Halil Bey buna rağmen ta Torino'dan geldiği söylenen avizeyi görmeye gelmişti. Paşa'nın hatırına. Yoksa Halil Bey'in hanesi henüz elektrikle müşerref olmamıştı, Üsküp'te kocaman bir çiftliğin ve binlerce dönüm arazinin sahibi olduğu hâlde.
Satıcı avizeyi kutusuyla bir masaya koymuş, Burhan Paşa iki büklüm eğilerek talaşlara gömülü, pamuklara sarılı parçaları teftiş ediyor, bir yandan, "Aaa…" diyordu. "Bu avize mi şimdi? Nasıl avize böyle? Görülmüş şey değil!"
Onun bildiği avizeler küçücük küçücük kristallerin şıkır şıkır birbirine zincirlenmesinden ibaretti. Hâlbuki bu avizenin çanakları büyüktü, çorba kâsesi gibi, öksüz doyuran cinsinden. Ya avizeyi taşıyan tunç çubuk? Koyu sarı bir değnekten farksız değildi. Şaşaalı Dünya Endüstri Fuarı’nın tek şatafatsız avizesi bu olsa gerek! Paşa doğrularak,
"Ne dersiniz Halil Bey'ciğim," dedi. "Büyük kızınız evlenme çağına yaklaşıyor. Avizeyi siz alsanız?"
Halil Bey, "Nasıl olur!" dediyse de Paşa ısrarcıydı. Neticede avize tapulu malı değilmiş! Hem zaten onun elektrikli bir avizesi varmış.
Satıcı Halil Bey'in eline bir çanak tutuşturdu. Elleri çalışmaktan iri olduğu hâlde iki avucuna büyük geldi. Çanak üç el kadardı. Satıcı kutudan bir kol çıkarıp, bir ucunu çanağın altına yerleştirdi.
"Nasıl? Beğendiniz mi," diye sorarken ter süzüldü şakaklarından.
Kol ve çanak Halil Bey'e ay yıldız gibi göründü. Elbette doğru bayrak ölçülerinde değil. Ancak ışığın konumu aşağı yukarı kolun ortasına denk düşer; pekâlâ ay yıldızdı. Avizeyi beğendi. Fiyatını beğenmedi. Sokağa atılmış para bile denilebilirdi.
Burhan Paşa Vali Bey’in üç senedir elektrik kullandığını hatırlatıp, elektriğin eninde sonunda dağ başlarına varıncaya kadar geleceğine dair güvence vererek,
"Hepsinden önemlisi…" dedi, "Kızınızı düşünün! Elektrik kolaylıktır. Temizliktir. Medeniyettir! En kötü ihtimalle, baktınız hâlen elektrik gelmemiş, eve benzin deposu yaptırır, kendi elektriğinizi kendiniz üretirsiniz!"
Halil Bey pala bıyıklarını düşünceli düşünceli sıvazlayarak, bunun için havaya uçmaya değip değmeyeceğini sormayıp, "Avizenin ustası kim," diye sordu...
Babaannenin Avizesi, Gonca Güleş
![]() |
Tıkla, satın al
|


